Vitray Renkli Camlar
Renkli cam parçalarından yapılan yarı saydam
pencere süslemesi. Renkli camın mimarîye
girişi ve kendine özgü bir sanat
oluşturuşuna dair elimizdeki en eski
buluntular XII. yy.a aittir. Oysa, renkli
camın varlığı ve çeşitli kullanım biçimleri
çok eskilere gider.
Türklerin Orta Asya'da yerleştikleri
bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam
parçalan, onların bu sanat hakkındaki ileri
bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini
kanıtlayıcı niteliktedir. İran üzerinden
Anadolu'ya gelirken Türkler bu sanatı
getirdiler ve geliştirdiler. Selçuklu
mimarları, Artukoğullarında da görülen ve
«şemsiye» denilen cam süslemeleri
kullandılar. Fakat Selçukluların son derece
incelmiş ve gelişmiş vitray örnekleri,
Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadâbâd Sarayı
kazılarında ele geçen cam parçaları ve alçı
süslemeler vardı.
Osmanlı mimarları ise önce Selçuklu
etkisinde çalıştılar, ama sonra kendilerine
özgü vitray üslûbunu buldular. Evlerde,
cami, medrese, şifahane, saray gibi anıtsal
binalarda vitraylar normal pencere dizisinin
üstünde oluyordu. «Kafa penceresi» denen bu
nakışlı camlar, bitkisel ve geometrik
şekillerle nefis bir bezeme biçimi
oluşturuyordu. Bu camlardan süzülen ışıklar
yapı içinde değişik yansımalar yapıyordu.
Osmanlı vitrayının en güzel örnekleri
Süleymaniye, Rüstempaşa, Yeni Cami gibi
büyük mabetlerde, Topkapı Sarayı, Hünkâr
Kasrı v.b. saray, kasır ve yalılardadır.
Hıristiyan sanatında da elde bulunan ilk
vitraylar XII. yüzyıldan kalmadır. O
zamanlar Roma resim sanatıyla rekabet eden
vitray, çok parlak ve gözalıcı renklerde
camlarla, perspektifsiz ve kabartısız olarak
basit kompozisyonlar halinde yapılıyordu.
Chartres, Vitray Ülkesi
XIII. yüzyılın başlarında Fransa'da Chartres
şehri vitray sanatının en büyük merkezi
oldu. Chartres Katedrali'nde XII. yüzyıldan
kalma renkli birçok pencere camı varsa da
bunların çoğu 1200-1240 yılları arasında
yapılmıştır. Yapılara elden geldiğince bol
ışık sokmak isteyen gotik çağ mimarları
pencereleri gittikçe daha büyük
yapıyorlardı. Bu yüzden kilise süslemeleri,
Roma kiliselerinin iç duvarlarını kaplayan
fresklerden değil vitraydan oluşabilirdi.
O devirde renkli cam ustaları, renk düşkünü
çağdaşlarının zevkini okşamak için renkleri
elden geldiğince çeşitlendirmeğe
çalışıyorlardı; bu yüzden Aziz Bernard,
perhiz ve çile amacıyla kendi tarikatına
giren keşişlerin bundan uzak durmalarını ve
renksiz camları yeğ tutmalarını istemişti.
Hıristiyan cam ustalarının bu renk araştırma
düşkünlüğü biraz da İncil hikâyelerinden
gelir. Chartreslı ustaların ustalığı
sayesinde Beauce, zamanla bir vitray odağı
haline geldi ve vitraycıhk buradan bütün
Fransa'ya (Bourges, Paris, Tours, Le Mans,
Rouen) ve komşu ülkelere, özellikle
İngiltere (Canterbury) ve Almanya'ya
yayıldı.
Işık Resmi
XIV. ve XV. yüzyılda vitray değişikliğe
uğradı. Renkli pencereler dana büyüdü,
camlar daha aydınlık oldu. Gümüş sarısının
ve külrenginin baskın olduğu beyaz camlar
üstünlük kazandı. Resim gibi vitray da
gerçeğe uygunluğu göz önünde bulundurmağa
yöneldi. XVI. yüzyılda çoğu oymalı çift kat
camlar pek çok değişik tona olanak sağladı.
Ama vitray tek cam üstünde renkli bir resim
olmağa yöneldi.
XVII. yüzyıldan itibaren bu sanat desenden
çok etkilendi. Basit kompozisyonlardan ve az
sayıda canlı renklerden oluşan vitray yapma
zevki XIX. yüzyılda doğdu. Büyük ressamlar (İngres,
Delacroix) modeller yarattılar. Geleneğe
dayanan ya da yeni tekniklerden yararlanan
vitray böylece anıtsal sanat içindeki yerini
aldı.
Camdan Bir Mozaik
Vitray, doğrudan doğruya renkli yapılmış
veya sonradan boyanmış yarı saydam camların,
kurşun çubuklar, alçı ya da çimento
yardımıyla birleştirilmesiyle meydana gelir.
Bu işte kullanılan camlar silis (kum), potas
(odun külü) ya da soda (deniz tuzu)
yardımıyla elde edilir. Silis erirken maden
oksitleri karıştırılarak renklendirilir.
Sonra üflenir, soğutulur, sonra yapılacak
desene göre kesilir. Henüz sıcak olan cam
çift kat yapılabilir: ayrı renkte iki cam
levha üst üste yapıştırılır, ortaya çıkan
cam gravür izlenimi verir.
Daha önce pişmiş olan cam, camlaşabilen
renklerle boyanabilir ve bu takdirde yeniden
fırınlanır. Daha sonra cam parçaları
birbirine kaynak yapılmış kurşun çubuklarla
birleştirilir, ondan sonra hepsi birarada
madenî çerçevelere yerleştirilir. Küçük cam
parçalarından oluşan bu birleşik bütün,
esnek olduğundan vitray hem
kımıldatılabilir, hem de çok dayanıklı olur.
(Solda) Saint-Denis Katedrali'nde XII. yy.
vitrayı. Fresk ve mozaikler gibi vitraylar
da resimli kitaplara benzer: bunlarda sık
sık kutsal tarihten evrelere yer verilir.
(Ortada) Bir vitrayda anlatılan Şarlman'ın
hayat öyküsü. Chartres Katedrali'nin 160
penceresi XIII. yy.da, 2,600 metrekare
renkli camla süslenmiştir. Bu bütün, vitray
sanatının en başarılı örneklerinden biri
sayılır.
(Sağda) Paris'te, Notre-Dame Katedralinin
güney yüzündeki gülbezeklere bir örnek.
Modern Vitraylar
1920'lerden bu yana daha yalın bir vitray
anlayışı ortaya çıktı. Notre-Dame du Raincy
Kilisesi'nde Auguste Perret «oyuk duvarlar»
yarattı, Maurice Denis buralara
Ortaçağ'ınkiler kadar göz kamaştırıcı
vitraylar yerleştirdi. Chagall, Leger ve
Bazaine gibi ressamlar da buna benzer
vitraylar yaptılar, ister figüratif, ister
soyut olsun vitraylar modern mimarîye
uydurulmakta ve doğrudan doğruya betonarme
içine yerleştirilmektedir.
Boyaların Sırrı
Cam hamuruyla oksidin karışımı, istenilen
renge göre çeşitlendirilir. Bakır dioksitle
yeşil, mangan dioksitle erguvan, çok ince
bakır tozlarıyla kırmızı, bakır karbonatla
mavi, kobalt oksitle lâcivert cam elde
edilir. Ortaçağ'da kırmızı fonlar, mihraba
göre güneşe bakan güney tarafa
yerleştirilirdi; kuzey tarafa konan mavi
fonlar da en geçirgen yarı saydam camların
geçirebildiği kadar aydınlık sağlardı.
Bununla birlikte hiç kimse rahip Suger'in
yaptırdığı Saint-Denis'deki mavi camlarda
Chartres'daki mavi camların sırrını
çözememiştir